Katledilişlerinin 105. yılında Suphileri, Onbeşleri anmak, onların mücadele ve geleneğini yaşatmaktır!

Katledilişlerinin 105. yılında Suphileri, Onbeşleri anmak için 1 Şubat 2026 tarihinde yapılan toplantıdaki konuşmayı siz okuyucularımızla paylaşıyoruz:

Değerli Yoldaşlar,

Mustafa Suphiler, Ethem Nejatlar, Onbeşler!.. Katledilişlerinin üzerinden 105 yıl geçti. Acıları da, mücadeleleri de hâlâ canlı. İçimizde ve mücadelemizde yaşamaktadırlar. Çünkü bir yanıyla tarihimiz Suphilerin mücadele ve geleneğini yaşatmaya çalışanlarla, onu çarpıtmaya, kendi kariyer ve çıkarları için kullanmaya çalışan, kendine TKP diyen kişi ve gruplara karşı mücadeleyle doludur. Suphilerin mücadelesi emperyalizme karşı Sovyet dostluğu, sultanın ve paşalarının, ağaların iktidarına karşı işçi-köylü ittifakı, tüm ulusal-demokratik güçlerin antiemperyalist-demokratik cephesi, tüm halkların ortak iktidarı, demokratik cumhuriyetiydi. Onlar buna karşı gelenlerle çetin bir mücadeleye girdiler, bu uğurda canlarını verdiler.

Ne Mustafa Kemal’in sahte TKP’si, ne Suphilerin katli, ne de Şefik Hüsnü anlayışı Suphilerin geleneğini yok edemedi

Bu mücadele daha 1920’de Suphiler hayattayken, TKP ismini alıp kurduğu sahte TKP’yi, kendi iktidar ve milliyetçi hırsı için kullanmaya kalkan Mustafa Kemal’e karşı başlamıştı. Bu hırs, Mustafa Kemal’i İngiliz emperyalizminin kucağına iten, Mustafa Suphilerin, 28 Kanunisani 1921’de Karadeniz’in karanlık sularında katline sebep olan ve Türkiye’de yeşeren “hür halkların hür ittihadına” dayanan Federatif Demokratik Şuralar Cumhuriyeti anlayışına bir darbe vuran, işçi sınıfı ve emekçi Türkiye halkları için büyük bir kayıpları beraberinde getiren bir hırstı. Ama, Mustafa Kemal’in bu sadırıları işçi sınıfı ve halklarımızın sömürüye, baskı ve zulme karşı özgürlük ve demokrasi mücadelesini durduramadı. Yoldaşları Suphilerin, Onbeşlerin inandıkları ve savundukları Sovyet dostluğu, Marksçı-Leninci ilkeler, işçi sınıfı ve halklarımızın emperyalizme ve gericiliğe, şövenizme karşı ortak iktidarı olan Federatif Demokratik Şuralar Cumhuriyeti anlayışını, geleneğini bugünlere kadar yaşattılar, yaşatmaktadırlar.

Mustafa Suphi ve Onbeşlerin mücadele ve geleneğini savunma mücadelesi, 1920’li yılların ortasından sonra Şefik Hüsnü’nün parti önderliğine ve politikasına karşı mücadeleyle geçmiştir. 1925’te Şefik Hüsnü’nün Genel Sekreter olması partide bir kırılmadır. Şefik Hüsnü, özellikle izlediği kadro politikasıyla Kemalistlerin partide etkin olmasını sağlamış, partinin sürekli darbe yemesine neden olmuştur. Bu politika 1973 Atılımına kadar sürmüştür. 1973’de Bilen’in Genel Sekreter olmasıyla parti yeniden Mustafa Suphi ve Onbeşlerin geleneğine geri dönmüş, onların devrimci yolunda yürümeye başlamıştır. 70’li yıllarda partimiz TKP’nin yeniden Türrkiyeli işçi ve emekçi yığınlarla, başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye halklarıyla bağlar kurması, dev işçi direnişleri ve 1 Mayıslar Suphilerin, Onbeşlerin mücadele ruhunun yaşatılmasıydı.

Suphilerin geleneğini yaşatmak Nabi Yağcı likidasyonuna karşı gelmek, 73 Atılımını savunmak, Şiko ve Yelkenci’nin Partiyi yaşatma mücadelesine katılmaktır

Bilen’in ve en yakın yoldaşları Ahmet Saydan (Aram Pehlivanyan), Şiko ve Yelkenci’nin yarattıkları 1973 Atılımı sonrası, 1983’de TKP 5. Kongresi’nde Nabi Yağcı’nın Genel Sekreter olmasıyla parti yeniden bir kırılma yaşadı. Bu (5. Kongre) Yağcı’nın kendi deyişiyle “bir kopuş, ideolojik/politik tarihsel bir yol ayırımıdır.” Bu “kopuş”, bu “yol ayrımı” 73 Atılımı’ndan, yani Suphi ve Onbeşlerin geleneğinden bir kopuş ve ayrılmaydı. Yağcı TİP birleşmesiyle yetinmeyip, TKP’nin Kemalist Dev-Yol hareketiyle ÖDP’de birleşmesine yol açarak TKP’nin Marksçı-Leninci ilkelerden vazgeçip Kemalizm’e teslim olmasını sağlamıştır. Ama Suphilerin geleneğinden gelen TKP her zaman ilkelerini savunan kadroları bağrında taşımıştır.Şefik Hüsnü dönemi dahil parti tarihinde birçok ihanet ve likidasyonla, Suphi geleneğinden vazgeçmekle karşılaşmıştır. Ama Nabi Yağcı’nın bu ihaneti parti tarihinde en büyük likidasyon ve kırılmaydı. Bu parti üyelerinin savrulmasına, çürümesine, yönünü kaybetmesine, atomize olmasına neden oldu. Büyük bir moral kırıklığı yarattı. Burjuva partilerine gidenlerden köşesine çekilenlere, bazılarının komünistlikle bağdaşmayan davranışlarına varan bir dağınıklık yaşandı.

Partinin bu likidasyonunu fırsat bilen ne kadar küçük burjuva devrimcisi Kemalist, troçkist, reformist, revizyonist, antikomünist, antisovyet, çıkarcı, kariyerist varsa, devletin de desteği ile harekete geçti. TKP ismini hoyratça kullanmaya, Mustafa Suphi geleneğini, TKP’nin şanlı tarihini çarpıtmaya, burjuvazinin kuyruğuna takmaya, genç kuşakların bu gelenek ve tarihi öğrenmelerini engellemeye kalktılar. Bunların başında SİP’lilerin kurduğu devlet icazetli “TKP”, SİP-TKP gelmektedir. Bunları takip eden, kendine “komünist, TKP’liyim” diyerek ortaya çıkan, kariyerist grupların kurduğu sözde TKP’ler vardır.

2000’li yılların başında bu gelişmelere son vermek, TKP’yi yeniden 73 Atılımı ruhuyla, Suphilerin Marksçı-Leninci mücadele geleneği temelinde ayağa kaldırmak için Şiko ve Yelkenci yoldaşlar harekete geçtiler. Çürümüş, savrulmuş eski parti kadrolarıyla yol almak çok zordu. Hâlâ Nabi Yağcı’nın açtığı likidasyonda ayak diretenlerle, Markscı-Leninci ilkeleri terk etmiş olanlarla yol alınamazdı. Uzun çalışmalar sonunda likidasyona karşı çıkan, Markscı-Leninci ilkeleri savunan bir çekirdek grup kaldı. Şimdi bu grup TKP – 1920 adıyla TKP’yi kalkındırma çalışmalarını yürütmektedir.

TKP’nin VII. Kongresi’ni toplayanlar likidasyonu derinleştirenlerdir

Şiko ve Yelkenci yoldaşların çalışmaları sırasında onların toplantılarına katılmış, ama savrulmuşlukları, tutarsızlıkları, kariyerist tavırlarından dolayı kendileriyle partinin kalkındırılamayacağı açığa çıkan bazı kişiler, gaspedilen “tkp-online.org” sitesi etrafında toplanıp partimiz TKP’nin VII. Kongresi’ni yaptıklarını ilan ettiler.

Bu, katledilişlerinin 105. yılında andığımız Suphilere, Onbeşlere karşı en büyük saygısızlık ve hakarettir. Suphi-Bilen geleneğine, Sovyet iktidarına, 73 Atılım ruhuna en büyük ihanettir. Nabi Yağcı likidasyonu döneminde partiyi, Marksçı-Leninci ilkeleri terketmiş, çürümüş, savrulmuş bazı kişilerin kendi kariyerleri için yapıkları bir toplantıyı “VII. Kongre” olarak ilan etmeleri likidasyonu derinleştirmekten, burjuva politikasına hizmet etmekten, Suphilerin mücadele ve geleneğine ihanetten başka bir şey değildir. Bu sözde kongreye katılanların kim olduklarını, vukuatlarının ne olduğunu, “www.durum-online.com” sitesinde yayınlanan “Zorunlu bir açıklama” belgesinden okuyabilirsiniz. Partiyle zaten ilişkileri olmayan bu kişilerin partiye, işçi sınıfına, emekçilere, barış demokrasi ve sosyalizm mücadelesine verdikleri zararlar ve yaptıkları bölücülük nedeniyle TKP’den atıldıkları, bir kez daha burdan kendilerine duyurulur.

Yoldaş ve dostlara şunu bildirmek isteriz, partimizin 105. kuruluş yılı konuşmasında şöyle deniyordu: “Komünist olmak TKP’li olmaktır. TKP’li olmak, Suphilerin, Nejatların kurduğu, Nâzımların, Reşad Fuadların, Yakup Demirlerin, Bilenlerin yaşattıkları, Şikoların, Yelkencilerin ayağa kaldırmaya çalıştıkları TKP’ye, Marksçı-Leninci ilkelere, Sovyetlerin, dünya sosyalist ve komünist hareketinin deneylerine bağlı, Türkiye’de barış, özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesini yükselten komünistler olabilmek, TKP’li olabilmek demektir”. Katledilişlerinin 105. yılını andığımız Suphilerin kurduğu, bir asırdan fazla bir zamandır geleneğini “Nâzımların, Reşad Fuadların, Yakup Demirlerin, Bilenlerin yaşattıkları, Şikoların, Yelkencilerin ayağa kaldırmaya çalıştıkları” TKP’dir. Bunun dışında kurulmaya çalışılan her TKP likidasyonun ve ihanetin derinleştirilmesidir.

Suphilerin katli Mustafa Kemal’in yüzünü emperyalizme dönmesidir

Yoldaşlar,

Mustafa Suphilerin katli, Kızıl Ordu’nun Rus Beyaz Ordusu’nu yenip Kafkaslara dayanmasıyla İngilizlerin Mustafa Kemal’le ilişki kurup, O’nu Londra Konferansı’na çağırmasının bedeli idi. Bu, bugün hâlâ birçok Türkiye solu tarafından tam anlaşılmış değil. Onlar hâlâ Komintern ve Sovyetlerin bu cinayetle ilgilenip ilgilenmediğini tartışmaktadırlar. O günün koşullarında, hatta bugün de, bu konuyu araştırmanın zorluğu bir yana, o dönem Suphi ve katli ile ilgili Komünist Enternasyonal Dergisi’nde çıkan bazı yazıları burada bir fikir olması için bir kez daha sizlere sunuyoruz:

Pavloviç Suphi’nin Bakü çalışmalarını ve Mustafa Kemal’in oyunlarını anlatıyor

Mustafa Suphi’nin Bakü çalışmalarını bilen Mihayl Pavloviç Komintern Dergisi’nin 1921 yılı, 17. sayısında “Türkiye’de Komünist Hareket” yazısında bir grup Türkiyeli komünistlerin çalışmalarından bahsederken, Suphi ile ilgili şöyle der:

“Grubu yönetenler, Doğu Halkları Propaganda ve Ajitasyon Dairesi Başkanlığı üyesi Suphi yoldaş, İsmail Hakkı yoldaş ve diğer yoldaşlardır. Bu grup canla başla çalışmaktadır. Bakü’de “Yeni Dünya” adını taşıyan ve bütün Türkiye’ye dağıtılan haftalık bir dergi çıkartıyorlar. Bu grup ayrıca birçok broşürü Türkçe’ye çevirmiş, bazı yeni broşürler de çıkartmıştır.” Pavloviç Marks’tan, Lenin’den ve Sovyet yayınlarından çevrilen broşürleri saymakta, ve şöyle devam etmektedir: “Sadece bu broşür adlarını saymak bile, Suphi ve İsmail Hakkı’nın grubunun niteliği hakkında bir fikir veriyor ve bu grubun Komünist Enternasyonal saflarında yer aldığını gösteriyor. Ancak bu grubun faaliyeti Türkiye’de büyük engellerle karşılaşmaktadır.”

Bu engellerden biri de “paşalar hem Türkiye’de, hem de doğunun her tarafında ortaya çıkan güçlü komünist hareketi kendi parti amaçları için kullanmak ve kendi iktidarını sağlama bağlamak amacıyla, Türkiye Komünist Partisi’nin adını ve örgüt tüzüğünü gaspettiği gibi, bir de Ankara’da bir Komünist Partisi Merkez Komitesi kurdu… sadece sözde komünist bir parti kurmakla kalmayıp, aynı zamanda Suphi’nin ve İsmail Hakkı’nın grubuyla ilişkisi olan komünistlere de baskı yapmaya başladı. Bu sözde komünist partisinin programının gerçek niteliği ise… Pantürkizm ve Panislamizm propagandasından başka bir şey değildir.”

Manatof’tan Mustafa Suphi’ye: “Gitme, Ankara’da hava değişti!”

Pavloviç 1920 yılının ikinci yarısındaki Suphi’nin çalışmalarını anlatıyor. Mustafa Kemal’in Türkiyeli komünistlere oynayacağı oyunun ve baskıların ilk belirtilerini açıklıyor. Ankara’da komünizme karşı havanın değiştiğini Mustafa Suphiye açık söyleyen ise, o zaman Ankara’da bulunan ilk Sovyet hükümetinin temsilcisi Manatof’tur. Manatof Mustafa Kemal’in Ankara’da kendisini istemediğini ve Türkiye’yi terketmek zorunda kaldığını belirterek, 1923’deki Moskova’da Suphileri anma toplantısında şöyle der:

“1920 senesi güz aylarında Suphi’ye Bakü’de tesadüf ettim. O pek az değişmişti. Teşkilatı büyümüş, arkadaşları çoğalmıştı.

Suphi Türkiye’ye gitmek fikriyle hastalanmış, fakat bir parça tereddüt ediyordu.

Kemal tarafından benim mevkufiyetim (tutuklanmam) ve Türkiye’den nefyolunmam (sürülmem) meselesi onun tereddüdünü daha da artırdı.

Fakat ‘ben Kazım Karabekir Paşa ile muhabere ediyorum, o beni davet ediyor’ diyordu.

‘Türk paşalarını siz bilmiyor değilsiniz. Onların sözüne inanmaya gelmez. Onlar eski kurtlardır’ diye benim tarafımdan edilen itirazdan sonra ‘o halde bir parça bekleyelim’ dedi.

Suphi’yi arkadaşlarından birçoğunun daima Türkiye’ye gitmek için teşvik etmekte olduğu anlaşılıyordu. Bir ay sonra biz Gümrü’den Bakü’ye avdet ettik. Ben Karabekir’i Suphi’ye gayet istidatlı bir asker, pek kurnaz bir diplomat diye tasvir ettim. Fakat yoldaşları Suphi’yi Türkiye’ye gitmeye tamamen ikna etmişler, tarafımdan verilen malumatın ona hiç tesir etmediğini hissettim. Artık Suphi Türkiye’ye gitmek için karar vermişti…” Bundan sonrası biliniyor. Ankara’ya gönderilen Sovyet Elçisi Mdivani, heyetiyle birlikte Suphi’de Kars’a gelir. Manatof’a müsaade edilmez, o geri döner. Suphi buna çok üzülür. Suphiler de Erzurum’a gitmek için hazırlık yaparlar. Ondan sonrası 28 Kanunisani 1921. Karadeniz’de yeni Ankara burjuva hükümetinin ilk siyasi cinayeti. Mustafa Suphi’nin ülkeye gitmek için can atması bazılarına göre bir “maceraperestlik”, bize göre ise atılması gereken zorunlu komünistçe bir adımdı. Ülke “yanarken” Bakü’de beklenemezdi. Ülkede emperyalizme karşı tüm ulusal güçlerle birlikte savaş boylarında olmak gerekirdi.

Pavloviç: Türk Komünistlerinin Ölümü

Pavloviç, yine Komünist Enternasyonal Dergisi’nin 1921 yılı, 17. sayısında yayınlanan diğer yazısında Suphilerin şehit düştükleri haberinin geldiğini belirterek şöyle der:

“Türkiye Komünist Partisi Yurtdışı Bürosu üyesi Cevat Yoldaş’tan, Suphi Yoldaş ile arkadaşlarının şehit düştüğünü haber veren bir mektup aldım. İnanmak istemediğimiz korkunç söylentiler ne yazık ki doğru çıktı. Türkiye burjuvazisinin kiraladığı cellatlar ve gözü dönmüş bağnaz bir güruh, yoldaşlarımızı taşlayarak, eziyet ederek, ölesiye işkence ederek katletti.

Cevat bu inanılmaz olay üzerine, Türkiye’de iktidarda olan sınıfların işlediği bu yeni suç konusunda şunları yazıyor:

Bakü, 2 Nisan 1921

‘Aziz Yoldaşım Pavloviç,

28 Ocak’ta Trabzon civarında vahşicesine denize atılmış olan Yoldaş Suphi ile Türkiye Komünist Fırkası’nın Merkez Komitesi azalarından dört kişi ve diğer on iki komünist yoldaşlar hakkında sizinle ciddi görüşmek istiyorum.

Kaybolan yoldaşlarımız hakkında epey zaman malumat alamadık. Fakat, sonra onların Trabzon burjuvazisi tarafından elde edilmiş cellatlar tarafından öldürüldükleri anlaşıldı.

Ta Erzurum’dan itibaren bizim yoldaşlarımız aleyhinde nümayişler başlamıştı. Halka diyorlar ki: ‘Rusya’dan gelmiş olan komünistler Bolşeviklerdir. Onlar mağazaları kapamak için geldiler, kimsenin almak ve satmak selahiyeti olmayacaktır. Sonra taharriyata başlanacak, herkesin eşyası ve parası müsadere olunacaktır. Komünistler dinsizdir. Allaha inananları hapse atacaklardır. Din, ticaret ve hususi mülkiyet Bolşevikler tarafından men’edilmiştir.’

Nümayişciler arasında burjuvazi tarafından para ile elde edilmiş ve polis teşkilatı tarafından komünistler aleyhine tevcih edilmiş cahil şahsiyetler çoktu. Bunlar bizim yoldaşlara hücum ederek taşlamışlar ve parça parça etmeye kalkışmışlardır. Yolda bizim yoldaşlara kimse ekmek ve atlar için yem satmıyor. Hükümet ise Bolşevikleri himaye rolünü takınmaya çalıştığını göstermek istiyordu. Komünistleri müdafaa için hükümetin tedbir aldığı yalandı. Bizim mevsuk menbalardan aldığımız haberlere göre polisler, ahaliyi dükkanlarını kapamaya teşvik ettikleri gibi, müdafaasız kalmış olan yoldaşlarımızı taşlamak için halkı tahrik etmişlerdir. Bu gibi hücumlara yoldaşlarımız dört, yahut beş şehir ve kasabada maruz kalmışlardır. Fakat bu yoldaşlar en vahşi hücuma Trabzon’da uğramışlardır. Bunlar Trabzon’a gelir gelmez ahali bağırıp çağırmış ve tahrikler altında limana sevk edilmişlerdir. Burada onların üzerinde bulunan birkaç tabancayı aldılar ve sonra cebren bir motora koyarak denize açıldılar. Bu motorun arkasından ikinci bir motor daha sahilden ayrıldı. Bu motorda silahlı adamlar vardı. Bizim arkadaşları bağladılar ve süngüleyip denize attılar. Ertesi günü her iki motor sahildeydi. Ve bunların tayfası herkese Türk komünistlerinin denizin dibine gittiklerini anlatıyordu. Rusya Şuralar Cumhuriyeti Mümessili, yoldaşlarımızı istikbal etmek istemiş, fakat Vali buna mani olarak Mümessil’in evinden çıkmamasını emretmiş, aksi halde halk tarafından parçalanacağını bildirmiştir. Rus Mümessili’nin bu vakayı Moskova ve Ankara’ya haber vermesi ve bizim yoldaşların cellatların elinden alınmasına çalışması lazımdı. Fakat yazık ki, o sırada Trabzon’daki Rus Mümessili cesur bir adam değildi. Trabzon’da bunun, Milli Müdafaa Cemiyeti Riyaset Divanı tarafından yapıldığı söyleniyor. Burada (Rusya’da) ise bu meseleye dair henüz bir karar alınmamıştır. Fakat artık susmak da imkân haricindedir. En iyi ve en cesur arkadaşlarımızdan on altı yahut on yedisini kaybettik. Bizimle hem fikir olup, o cellatların tecziyesini istemelisiniz. Trabzon’a gelecek her komünistin öldürülmesine karar verilmiştir. Anadolu burjuvazisi barbarca yaptığı cinayetlerden mesul olmadığını gördüğünden, komünistleri şiddetle takibe devam ediyor. Cellatlar tarafından öldürülmüş olan bizim en değerli yoldaşlarımızı müdaafaa etmeyi üzerinize alacağınızı ümit ederim.

Komünist selamlar ve hürmetler.’

Türk Komünist Fırkası

Merkez Komitesi

Ahmet Cevad

Harici Büro Azası”

Pavloviç yazısının bundan sonraki bölümünde diğer gelen haberlerle de katliam haberinin doğrulandığını, Suphilerin Türkiye’ye geldiklerinde “Türkiye milliyetçilerinin komünistlere duyduğu nefret adeta bir isteri nöbeti derecesindeydi” demekte, tam o sırada Çerkez Ethem’in de üzerine yüründüğünü belirterek, bu olaylardan “Türkiye’deki kapitalistler, vurguncular, paşalar ve beylerin zafer çığlıkları” attıklarını, ama genç işçi ve emekçilerin, Komintern’in Azerbaycan, Rus ve Türkiye Komünist Partilerinin bu katliamın takipcisi olacağını vurgulamaktadır.    

Komintern toplantıları, Türkiye ve Suphi

Komintern’in III. Kongresi’nde konuşan Süleyman Nuri Anadolu’daki işçi ve köylülerin bağımsızlık hareketine değindikten sonra, Suphilerin katliyle ilgili şunları söyler:

“Bu bağımsızlık hareketinin başına gene, Kemal Paşa ve diğerleri gibi paşalar geçti. Kemal Paşa’nın rolü ve eğilimi, eski Türk rejiminin rolü ve eğiliminden farklı değildi. Ankara hükümeti bir yandan İttifak Devletlerine karşı silahlı bir bağımsızlık savaşı yürütmekte, öte yandan ise her türlü komünist hareketi bastırmaya çalışmaktadır. Başta Suphi yoldaş olmak üzere yoldaşlarımızın öldürülmesi ve pek çok diğer yoldaşımızın tutuklanması Kemal’in komünistlere karşı amansız bir mücadele yürüttüğünü göstermektedir.”

Sadrettin Celal Antel’in Suphilerin katline ışık tutan konuşması

Şimdiye kadarki haber ve bilgiler Suphilerin Türkiye’ye Kars’a geldiğinde Ankara Hükümeti’nin komünistlere karşı politikasında ciddi bir değişiklik olduğunu, bu değişikliğin temelinde Mustafa Kemal’in iktidarı Suphi ve komünistlerle paylaşmak istemediği anlaşılsa da, onun tam da 1921 başında Sovyetler’e ve komünistlere bu derece sırt çevirmesi izaha muhtaç bir tutumdur. Çünkü bu dönem Ankara Hükümeti her bakımdan Sovyetler’in ve komünistlerin, Yeşil Ordu’nun ve Çerkez Ethem’in yardımına ve desteğine muhtaç olduğu bir zamandı. Mustafa Kemal neden birden bu yardımdan feragat etme gereksinimi duydu? Bunun sebebi tam da 1920 sonu ve 1921 başında dünyada meydana gelen siyasi değişiklikti. Ne idi bu değişiklik?

1920 yılı sonunda Kızıl Ordu Beyaz Ordu’yu yenip Kafkaslara dayandığında birincisi tüm Sovyet Rusya’da sosyalizm zafere ulaşmış, dünyada iki sistem kapitalizm ve sosyalizm oluşmuş, emperyalizm dünya egemenliğini kaybetmişti. İkincisi Kafkaslara dayanan Kızıl Ordu’nun Kafkasları aşıp Akdeniz’e inmesi için önünde hiçbir engelin olmamasıydı. Olabilecek tek engel, acilen Anadolu’da Mustafa Kemal’in önderliğinde sosyalizmle emperyalizm arasında modern, tampon bir Türk devleti yaratmaktı. İngilizler hemen Mustafa Kemal ile ilişki kurdular, ve O’nu Şubat 1921’de toplanacak Londra Konferansı’na çağırdılar. Bunun karşılığında da Anadolu’daki komünist hareketin boğulması istendi. Londra Konferansı’na katılma bileti Suphilerin katledilmesi, Çerkez Ethem’in üstüne yürünmesi, Halk İştirakiyun Fırkası’nın dağıtılmasıydı. Bu gelişmeyi 1922 Komintern VI. Kongresi’ne İstanbul delegesi olarak katılan ve daha sonra Edebiyat Fakültesi Profesörü olan Sadrettin Celal Antel kongrede paptığı konuşmada şöyle özetler:

“Öte yandan, Londra Konferansı’na gitmekte olan heyet, emperyalist hükümetlerin gözüne girmek için, her geçtiği başkentte kısa süre önce yirmi kadar komünistin öldürüldüğünü –ki aralarında en seçkin yoldaşlarımız olan Suphi ve Ethem Nejat da vardır–, zindanlardaki diğer komünistlerin de öldürüleceğini ve bu ülkeye Bolşevik belasının girmeyeceğini ilan edip durdu.” Ve Sadrettin Celal Noktayı koyar: “Londra Konferansı’na kadar emperyalizme karşı nefretle dolup taşan milliyetçi burjuvazi… Londra Konferansı’ndan bu yana… artık devrimci değildir.” Yukarda Povloviç’in “Türkiye milliyetçilerinin komünistlere duyduğu nefret adeta bir isteri nöbeti derecesindeydi” demesinin ve Süleyman Nuri’nin “amansız” nitelemesinin nedeni şimdi daha iyi anlaşılmaktadır. Mustafa Kemal artık 1921’in başında yüzünü İngiliz emperyalizmine, sırtını da Sovyetlere, komünistlere dönmüştü. Ama emperyalizmin ipiyle kuyuya inilmez. İngilizler Mustafa Kemal’i Yunanlılarla başbaşa bıraktı. Yine çaresiz kalan Mustafa Kemal Sovyetlere muhtaç oldu. Sovyet yardımıyla İstiklal Savaşını kazandı. Ama bu kez de Lozan’a giderken Sovyetleri, komünistleri yine “sattı”. Lozan bileti olarak TKP’yi yasakladı, Sovtyetlere sırtını döndü. TKP’ye bu yasak hâlâ sürmektedir. Her Ankara hükümeti emperyalistlerden yüz bulamadığı her seferinde soluğu Moskova’da aldı. Daha sonra hem emperyalistler, hem Mustafa Kemal aynı oyunu Kürtlere oynadı. Emperyalizminin ve Türk devletinin bu iki yüzlülüğünü anlamak ve unutmamak bugün de o günkü gibi önemlidir.

Günümüzde Suphi geleneğini hem devlete hem sözde komünistlere karşı savunalım

Yoldaşlar, bugün Suphilerin, Onbeşlerin mücadelesi ve geleneği Türkiye işçi sınıfının ve Türkiye halklarının mücadelesine ışık tutmaktadır. Günümüzde yine tek başına dünyaya egemen olan emperyalizmin oyunları 100 yıl öncesine benzerdir, ama daha rafinedir, daha gözü kara ve acımasızdır. Onun bu oyunlarını baozacak biz komünist ve devrimcilerin elinde Suphi ve Sovyet deneyi vardır. Bugün bu deneyi başarıyla kullananlardan biri Rojava’daki Kürt devrimci ve sosyalistleridir. Onlar emperyalizme, Arap ve Türk gericiliğine karşı verdikleri başarılı mücadeleyle bu deneyi zenginleştirmişlerdir. Şimdi Rojava Devrimi’ni ve Türkiye’deki yeni süreci her zamankinden daha çok destekleme zamanıdır. Türkiye’de Kürtlerle başlayan sürecin başarısı sol devrimci ve demokratik, sosyalist ve komünist güçlerin elindedir, onları birlikteliğine ve yığınlarla kuracakları ilişkilere bağlıdır. İşçi sınıfı ve emekçilerin sömürüye, zulme, AKP iktidarının baskı, yağma ve talanına karşı barış, özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi yeni boyutlar kazanmakta ve gelişmektedir. 

Suphilerin deneyi bize, Suphilerin geleneğini kullanarak kariyer yapmak isteyenlerin çevresindeki insanları  dışlamamanın, onları kazanmanın ve en geniş yığınlarla ilişki kurmanın ve Erdoğan iktidarına karşı tüm güçlerin bir cephesini yaratmanın gerekliliğini öğretmektedir. Şimdi yığın çalışmalarını hızlandırmanın tam zamanıdır. Bu bizim elimizdedir.

Haydi,

Mustafa Suphilerin mücadelesi ve geleneğini savunalım! TKP’mizi yaşatalım!

TKP – 1920   www.tkp-online.com

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir